Benim hiç yeni bisikletim olmadı

Son yıllarda çocukluğumdaki bisiklet tutkusu tekrardan ortaya çıkmaya başladı. Zaman buldukça bisiklet kullanmaya gayret gösteriyorum.

Çocukluğumdan bu yana kullandığım ve sahip olduğum bisikletlerimi düşünüyorum. Keşke o bisikletlerime hala sahip olsaydım diyorum. Tabi bu duygum biraz da içimdeki hurdacıdan ileri geliyor. Son zamanlarda çocuk bisikletlerine benzeyen katlanır bisikletlerin ve eski klasik bisikletlerin sevilmesi de bisikletlerimin aklıma gelmesine sebep olmuş olabilir. Klasik arabalara ilgim olduğu gibi klasik, eski, tarihi her türlü çalışan makineye veya cihaza ilgim var diyebilirim. 🙂

Daha eski yıllardan beri sakladığım/sakladığımız(ailecek) o kadar eşyanın yanında bisikletlerimi saklamamış olmama gerçekten üzülüyorum.

Pinokyo katlanır bisiklet

İlk bisikletim aynı bu bisiklete benziyordu.

İlk bisikletim 80’lerdeki bir çok çocuk gibi benimde Pinokyo markaydı. 7-8 yaşlarındaydım. Katlanır bir bisiklet olan Pinokyo bisikletimi babam ikinci el olarak alıp getirmişti. O bisikleti gördüğümdeki sevinci hala unutamam. Aynı gün babamın bisiklet kullanmasını bana öğretmesi ve kendi kendime bisikletle dolaşmaya başlamam çocukluğuma dair önemli anılarımdan birisidir. Ben hiç yan destek tekerlekleri olan dört tekerlekli bisiklet kullanmadım. Aslında o yıllarda kimse kullanmıyordu diye hatırlıyorum. 6-7 yaşında iki tekerlekli bisiklet kullanmaya başlıyorduk.

Bu arada ilk bisikletim katlanır bir bisikletti ama hiç katladığımı hatırlamıyorum. 🙂 O bisiklet aradan geçen zamanda taşındığımız bir evin bodrumunda kaldı. Kim binecek o küçük bisiklete, sen ona binemezsin dediler ve bıraktık. O yıllarda kimse o küçük bisikletlere binmiyordu. O bisikletimin şimdi hala bende olmasını, onu restore etmeye ve ileride çocuklarıma o bisiklet ile bisiklete binmeyi öğretmeyi gerçekten çok isterdim.

Daha sonraki bisikletimi 11-12 yaşındayken dedem getirmişti. O bisikletin geldiği an da hafızamda bugün gibi saklı duruyor. Bu bisiklet bir akrabamızın Almanya’dan getirdiği bir bisikletti. Yani bu bisikletim de ikinci el bir bisikletti. Fakat bu bisiklet benim için gerçekten sıfır bir bisikletten daha değerliydi. Çünkü etrafımdaki kimsenin bisikletine benzemiyordu.

O yaşlarda ayak uçlarım ile ancak yetişebiliyordum bisikletin pedallarına. Devasa büyüklükte, ağır bir bisikletti. Orta kısımda otomatik vitesli arabaların vites kollarına benzeyen kocaman bir vites ayar kolu bulunuyordu.

Göbekten vitesli bisiklet kolu

Aynı bu şekilde bir vites kolu vardı.

Göbekten 3 vitesli bir bisikletti. Büyük bir arka göbeğe sahip olduğunu gören herkes bu bisikletin kontra bir bisiklet mi olduğunu soruyordu.

Göbekten vitesli alman bisikleti

Bisikletin arka göbeği bu şekildeydi.

O yıllarda etrafımda kimse göbekten vites nedir bilmiyordu. Bol bayırlı bir semtte oturduğumuz için aslında ben de çok memnun değildim bu göbekten vitesten. 🙂 Çünkü o yıllarda dağ bisikletleri yeni yaygınlaşıyordu ve 18-21 viteslere sahip bisikletlerin bayır çıkma performansları büyük arka dişlileri sayesinde çok daha rahattı. Ama yine de çocuk olmanın getirdiği sınırsız bir enerjiye sahip oluyor insan. Şimdi o bisiklet ile 2 saat dolaşsam 1 hafta kendime gelemem herhalde. 🙂 Fakat çocukken 7-8 saat bisiklete bindikten sonra bisikleti bırakıp top oynamaya başlayabiliyor insan.

Aslında o bisikletin markasını hatırlamıyorum ve İnternette fotoğrafını bulamadım. Bir benzerini yeniden görmeyi çok isterdim.

Bu bisikletimi de diğer pinokyo gibi saklamadığım için çok pişmanım. Çok küçük yaşlardan beri mekanik her şeyi söküp takmayı kendi kendime tamir etmeyi sevdiğim için bu bisiklet ile de baya uğraşıyordum. Boyası biraz eski olan bu bisikleti 14-15 yaşlarındayken sıfırdan toplamak üzere parçalarına ayırdım. Jantlar, çamurluklar, gidon, sele, fren sistemi ve kabloları her şeyi söküp kadroyu zımparalamaya başladım. Ama ne zımparalamak. 🙂  1 hafta 10 gün boyunca her gün 4-5 saat bisiklet üzerinde çalışıyorum. Tabi %30’u ancak bitmişti. Biraz yoruldum, biraz sıkıldım. Maymun iştahlılıktan bisikleti o halde bodrumda bıraktım. Aradan 1 yıl falan geçti. Bisiklet hep aklımda ama üşengeçlikten bir türlü bisikleti gidip toplayamıyorum. Tabi bir de o yıllarda mahallelerde zaman zaman oyun modaları değişirdi. Bisiklet bir türlü gündeme gelmediği için benimde önceliğim olmuyordu.

Ve hazin son.. annem bir gün o bisiklet parçalarını komple bir hurdacıya vermiş bodrum dağınık duruyor diye..

Bonanza bisiklet

Bunlar çok havalı bisikletlerdi.

Bu arada o yıllarda sadece 1-2 kişide gördüğüm tarz bir bisiklet vardı. Chopper motor tarzını andıran şimdilerde adının bonanza olduğunu öğrendiğim bisiklet o zamanlar çok özendiğim bir bisikletti. Bu bisiklet bayırlarda biraz tehlikeli olabiliyor geriye devrilebiliyordunuz. Ama çok havalı bisikletlerdi.

O yıllarda kardeşimin yan tarafta sökülebilir destek tekerlekleri bulunan BMX tarzı dediğimiz küçük boy bir bisikleti var. Hatta uzunca bir süre o bisikleti evde kullanmıştık. 🙂 Neyse ben o alman bisikleti ile uğraşırken o da yavaş yavaş o bisiklete sokakta binmeye başlamıştı.  Tam Bisiklete 2 teker binmeyi öğrendiği yıllarda o bisiklet çalındı. Benim bisiklette hurdacıyı sevindirmişti zaten. Ben o yıllarda liseye başlamıştım. Kardeşimin bisikletinin çalınması ile bisikletsiz kaldığını öğrenen dedem bir gün yine bir bisiklet ile çıktı geldi. Bu sefer sıfır bir dağ bisikleti getirdi. Bu bisiklet kardeşime alınmış bir bisiklet olmasına rağmen ben daha fazla kullandım. Bu bisiklet ile ilk uzun mesafeli yolculuklarımı yaptım. Adalara, sirkeciye hep bu bisiklet ile gittim. Üniversite yıllarımda benim bisiklet tutkusunu unutmam ile birlikte bu bisiklet de bodrumdaki yerini aldı. Uzunca bir süre bodrumda bekledikten sonra bu bisikleti köyde kullanmak üzere isteyen dayıma verdik. O da 1-2 ay bindikten sonra bisikleti köydeki bahçede bırakmış. 1-2 yıl önce gittiğimde bahçede pastan tanınmaz halde olan bisikletin içler acısı halini görünce baya üzüldüm. Laf aramızda bir ara gittiğimde o bisikleti alıp tek vitesli yapıp rengarenk boyamak gibi bir düşünce de var kafamda. Ama yıllardır dışarıda paslandığı için kullanım açısından güvenlik riski oluşturabileceğini düşünüyorum.

Son yıllarda bir arkadaşımın bisikletini 1-2 ay kullandıktan sonra içimdeki bisiklet sevgisi tekrardan gün yüzüne çıkmaya başladı. Sonrasında 6 ay Erasmus kapsamında eğitim için eşim ile birlikte Fransa’da yaşadığımız zaman tekrardan aktif olarak bisiklet kullanmaya başladım. Üniversite öğrencilerinden birisinin sattığı ikinci el bir bisikleti 40-50 TL gibi ucuz bir fiyata aldık. Yine ikinci el bir bisikletimiz olmuştu.

bisiklet-ilk-hali

Bisikleti ilk aldığımız zaman :)

Aldığımız bisikleti eşim kullanırken

Aldığımız bisikleti eşim kullanırken

Bisiklet Kulübünün bisikleti ile gezerken

Bisiklet Kulübünün bisikleti ile gezerken

Bisikleti aldığımızda bir direğe bağlanmış koltuğu çalınmış kaderine terk edilmiş durumdaydı. Bu bisikleti biraz elden geçirdikten sonra bisikleti eşim sürmeye başladı. Bende üniversitenin bisiklet kulübünden kiraladığım bisikleti kullandım. Türkiye’ye dönerken aldığımız bisikleti kıyamayıp yanımda getirdim. Bisikleti parçalayıp paketledikten sonra bisiklet taşıma ücreti olarak bisiklete verdiğim bedel kadarını da uçağa verip bisikleti getirdik. Yanımızda çok fazla eşya olmasına rağmen büyük çaba göstererek bisikleti getirmeyi başardım. Bu sefer bisikletimi bırakmayacaktım 🙂

Türkiye’ye geldikten sonra eşime katlanır bir bisiklet aldık. Getirdiğimiz bisiklette bana kalmıştı. Gidonu ve seleyi biraz yükselterek bisikleti cüsseme uygun hale getirdiğimden beri bu bisikleti kullanıyorum.

Bisikletlerinizi kaybetmeyin 🙂

Bir Bisiklet gezisi öncesi

Bir Bisiklet gezisi öncesi

29 Ekim Bayramı Turu

29 Ekim Bayramı Turu

Bir yorum yaz